KAPTAN HALİL AÇIKGÖZ'ÜN TALPA DERGİSİNE VERDİĞİ RÖPORTAJ
Hep taze tutacaksınız sevincinizi,
avluda diz boyu kar olsa da
elinizden eksilmeyecek kır çiçekleri...

EN İYİ KİM ANLATIR KENDİNİ. YA DA HER YAÅžAM BİR HİKAYEYİ Mİ BARINDIRIR ÖZÜNDE. VEYA YAÅžANANLAR MIDIR HAYAT HİKAYEMİZİ YAZAN... 1970’LERİN MANİSASI,
VE SALİHLİ İLÇESİ, VE DE POYRAZDAMLARI KÖYÜ. İŞTE BU ÖYKÜ DA ORADA BAÅžLIYOR.
KÜÇÜK YÜREĞİNDE BİRİKTİRDİKLERİYLE BÜYÜYOR. VE DOLUP TAÅžIYOR O KÜÇÜK YÜREK. BUGÜN KARÅžIMIZDA DURUYOR TÜM ÇIPLAKLIÄžIYLA... KAPTAN PİLOT HALİL AÇIKGÖZ,
AYNI ZAMANDA BİR YAZAR... AYNI ZAMANDA BİR ÅžAİR... VE ÇOK ANLATACAKLARI VAR...YALIN, ZARİF, GERÇEK... TIPKI HAYATIN KENDİSİ GİBİ.

Soldan saÄŸa: FO Ali Camat, FO Sercan Uzun, Kaptan Halil Açıkgöz
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
1970 Ocak Manisa’ya baÄŸlı Salihli ilçesinin Poyrazdamları köyünde doÄŸdum. 18 yaşında bir babayla 16 yaşında bir annenin ilk çocuÄŸu ve dedesinin adını alan ilk erkek torun olarak. Adımın anlamı dünyayı kucaklasa dostluk, dayanışma ve barış içinde yaÅŸardık. Dedemin böylesine anlamlı ismini taşımaktan gurur duyuyorum. Zengin bir çocukluÄŸum oldu. Birbirine çok sıkı baÄŸlarla tutunmuÅŸ kalabalık bir sülalede yetiÅŸtim. Sülale diyorum çünkü büyükler tarlada çalışırken goca nenemin (dedemin annesi) hazırladığı kahvaltı sofrasında en az 5 ayrı evin çocukları birlikte kahvaltı yapardık. AkÅŸam yemeÄŸe gelmediÄŸim de annemin telaÅŸlanıp beni aramaya çıktığını hatırlamam. Muhakkak dedemin veya babaannemin akrabalarından birinin evinde kapatıyorumdur iÅŸtahımı. Bizim buzdolabında büyük halamın yoÄŸurdu, nenemin mutfağında annemin yaptığı ekmekler, büyük amcamın her akÅŸam herkese açık televizyonu olması gayet doÄŸaldı. Babam evden uzak baÅŸka bir ÅŸehirde çalışırken bizi de yanında götürmeye karar vermesiyle birlikte rüya bozuldu. Ekonomik olarak rahata kavuÅŸacağımız kesindi. Ama ben o köyü içimden atamadım. Akhisar’da ilkokul üçe kadar okudum. Babamın kaza geçirip köye zorunlu dönüÅŸüyle tekrar kavuÅŸtum ama her ÅŸeyin hızla deÄŸiÅŸtiÄŸi Türkiye’den o saf hayatlar da nasibini almaya baÅŸlamıştı ve hiç bir ÅŸey eskisi gibi deÄŸildi. 1980 sonrası bu deÄŸiÅŸim sanki önceden geçim kaygısı yokmuÅŸ ta birden hortlamış gibi herkesin boynuna asılı kalınca küçük evlerimize çekildik. Dallas dizisini, Türk filmi akÅŸamlarını buluÅŸma bahanesi olmaktan çıkarmıştık. İlkokul dördü neredeyse hiç öÄŸretmensiz geçirdim. Son sınıfa gelince de tahsil adına köyümüzün ortaokulunda sonlanacak bir gelecek önümde duruyordu. Her derse giren toplam üç öÄŸretmenin bana öÄŸrettikleriyle Salihli’deki sanat okulunun yolu görünüyordu. Oraya gitmektense Salihli Sanayi sitesinde bir ustanın yanında piÅŸmek daha doÄŸru olurdu. Yatılı okul sınavlarına girmeye karar verdim ve kazandım. Daha on bir yaşında çocukken gitmesi de dönmesi de zulüm Manisa Lisesi yatılı pansiyonunda benim gibi köylerden gelmiÅŸ çocuklarla üç yıl kaldım. Köy enstitülerinin kapanmasından sonra köy çocuklarının okuyabileceÄŸi öÄŸretmen okullarını ve bu yatılı pansiyonları inÅŸa edenlere sonsuz minnettarım. Yoksa hala görüÅŸtüÄŸüm arkadaÅŸlarım ve ben nasıl ÅŸu anki pozisyonlarımıza gelebilirdik. Yatılı okulda lise sonuna kadar okuma ÅŸansım vardı ama sonrasında üniversite okutacak güçte olan bir babam yoktu. Tüm meslek okullarının sınavlarına girdim, ama bir tanesine çok iyi hazırlandım. Kuleli Askeri Lisesi. Gökçeada öÄŸretmen lisesini de kazanmıştım. Ben yüzümü üniformaya çevirdim, yedek olarak kazanmama raÄŸmen beni çağıracakları günü sabırla bekledim. ÖÄŸretmen lisesinin ÅŸansını teptiÄŸim, okulların açılmasına çok az zaman kala kurban bayramının bir gün öncesinde postacının ne yapıp edip ulaÅŸtırdığı davet zarfını aldım. Onu da minnetle anıyorum. 1986 o ünlü film sinemalara gelince hayalini kurduÄŸum üniformanın rengi deÄŸiÅŸti; ‘’TOP GUN’’. Hayallerimin rengi maviye döndü. Üç yıl boyunca gözlerimi bozmamak için adam gibi ders bile çalışmadım. İstanbul’da bir askeri kışladan diÄŸerine geçtim. 1992 yılında mezuniyet, 1994 yılında pilotluk derken 17 yıl Hava kuvvetlerinde Fantom uçaklarında görev yaptım. 2009 senesinin Ekiminde de Pegasus Hava Yollarına baÅŸlayarak sivil hayata geçtim. 21 yıllık evliyim, 7 Aralık yıldönümü. EÅŸimin adı Nilüfer, kızlarım Asya Eren, ve Mira Umay. Beni mi sormuÅŸtunuz? Ben yaptığı ve yaÅŸadığı her ÅŸeyden dolayı bahtiyar bir adamım.
Kitap yazmaya nasıl karar verdiniz?
Helme babaannem, goca nenemin hikayesini ilk defa benimle paylaÅŸtığında hissettiÄŸim duygu; kızgınlıkla karışık acıma ve tarihi geri döndürememenin çaresizliÄŸiydi. OkuduÄŸum kitaplar boyunca, ben de kitap yazmalıyım dürtüsü rahatsız ettikçe, asıl rahatsız edenin mezarında yatan Goca nenem olduÄŸunu anlayamadım. Büyük kızımın hastanede başını beklerken bilgisayarımı açtım, içimde biriken kelimeleri özgür bıraktım. Bu kitap içime yaptığım yolculuk, biriken özlemlerin dışa vurumu, en büyük zenginliÄŸim olan çevremin kıymetini anlama öyküsüdür biraz da. Kitlelere ulaÅŸmasından çok kendim için de yazdığımı itiraf etmeliyim. Hayatı roman olmasa da bir romanı olmalı insanın, en yakın dostu, çocukları, eÅŸi, sevgilisi kim varsa dokunduÄŸu onların aÄŸzından anlatılan bir roman. Daha öncesinde ÅŸiirler ve denemeler yazıyordum. İlk ÅŸiirimi ve makalemi 9 yaşında yazdım mesela. Kelimelerle oynamayı sevdiÄŸimi de itiraf etmeliyim. Aya Yayınevi sahibi sevgili Derya Hanımın tabiriyle bu yazma iÅŸi ben de hep varmış aslında biraz da geç kalmışım. Ama hayat hiçbir ÅŸeye geç kalınmadığını her seferinde gösteriyor bize. Sakin ve sade yaklaÅŸtığınızda birden ortaya çıkıveriyor mucizeler. Artık buna tüm kalbimle inanıyorum.
Kitabınızın baÅŸkahramanı “Helme” den biraz bahseder misiniz?
Hiç tanımadığım, kiÅŸiliÄŸine dair hiçbir ÅŸey bilmediÄŸim Helme, on dördünde ilk göz aÄŸrım yani ilk kızım Asya’dır. Analığı ise çocuklarımın üzerinde çınar gibi kollarını germiÅŸ eÅŸim Nilüfer’dir. Helmenin geneli söz konusu olduÄŸunda, kendi soyunun devamındaki tüm kadınlar, hatta tüm adamlardır.
Daha on dördünde BozdaÄŸların eteÄŸindeki köyünün merasında keçi güttüÄŸü bir gün yaÅŸadığı olaylar kaderini deÄŸiÅŸtirir Helme’nin. Kitapta onun kaderini belirleyen olaylar tamamen gerçektir. Ama betimlemeler, duygular, düÅŸünceler mesajlar söz konusu olduÄŸunda altında yatan bir tek gerçek vardır; onlar benim. Onunla birlikte yaÅŸamış insanların duygu ve düÅŸüncelerini kaleme alırken hep sorular sordum. Neden böyle davranmıştır? Bunu böyle yaptığına göre aslında ruh hali nasıldı? O günlerin ÅŸartlarını da hayal ettim. Dolayısıyla kesin çıkarımlardan kaçındım. Tüm çıplaklığıyla anlatmaya çalıştım. Bu kadar zorluÄŸa raÄŸmen hayata tutunuÅŸunu göz önüne alarak yazdım. Kısacası insan dedim nihayetinde insan. O günlerde yaÅŸananların hemen hemen aynılarını yaşıyor veya ÅŸahit oluyoruz. Sanrım kendini tekrarlayan döngünün içindeyiz ve bu roman bugün bir yerler de çok az farkla yaÅŸanıyor. Kadının deÄŸersizliÄŸi, ezilmiÅŸliÄŸi, sömürülmesi aktörler dışında hep aynı. Bir erkek olarak kadın romanı yazdığımın da farkındayım. Dilerim yeteri kadar empati kurabilmiÅŸimdir.
Okurlarınızdan kitabınızla ilgili ilgili nasıl tepkiler alıyorsunuz?
Öncelikle yatılı okul, Askeri Lise, Hava Harp Okulu, Pegasus’taki çalışma arkadaÅŸlarım ve eÅŸ dosttan oluÅŸan gruplardan çok olumlu tepkiler geliyor. Ama beni esas ilgilendiren beni tanımayan okurlardan aldığım tepkiler. Beni en derinden etkileyen, hala etkisinden kurtulamadığım bir dönüÅŸ var ki. Benim köyümde çok saf ve temiz, aslında kızına göre çok akıllı ama toplum içinde, aklının yarısını kaybetmiÅŸ gibi ürkek davranan bir kadıncağız var. Ailesiyle baÅŸ baÅŸa iken dünyanın en güzel en akıllı insanıymış aslında. Ne yaÅŸadı ve yaÅŸatıldıysa insanlar onu korkutmuÅŸ besbelli. Kızıyla konuÅŸtum, ‘’adını koyamadığım bir durum’’ diyor. Çünkü hiç doktora gitmemiÅŸ. Ben bu hanımı tanımıyorum. Düzgün geliri olmayan, köyde mal sahibi olanlara gündelikçi ırgatlık yaparak geçimini saÄŸlayan bu hanımın bir kızı var. Lise mezunu ve açık öÄŸretimde Edebiyat okumaya çalışıyor. Divan edebiyatından da nefret ettiÄŸi için o bölüm bir türlü bitmiyor. İsmini de vermek istiyorum. Zeynep Ayaz. Zeynep tam bir kitap aşığı. Ben köyden 11 yaşında ayrıldığım için Zeynep’i de tanımıyorum. Benim kitabımı internet üzerinden edinmiÅŸ, okumuÅŸ. Sonra bana dönüÅŸ yapmış. Kitap 1860’ta baÅŸlıyor 1913’te bitiyor. Cumhuriyet yok, lider olarak Atatürk yok, kadına verilen haklar yok, kadının yüceltilmesiyle ilgili Mustafa Kemal’in adımları yok. Kitapta bunların olması mümkün deÄŸil dolayısıyla. Ama Zeynep kitabın içinde vermek istediÄŸim mesajı almış ve “O günlerden bugüne ne deÄŸiÅŸtiÄŸini, kadının toplumdaki yerini, deÄŸerini sorgulamamız ve LAİKLİĞE, CUMHURİYETE daha sıkı sarılmamız gerektiÄŸini adeta gözümüze soktuÄŸu için HELME’yi unutturmayan babaanneye ve bunu ustalıkla kaleme alan yazarımıza teÅŸekkür ederim.” DediÄŸi müthiÅŸ yorumla karşıma çıktı.
YaÅŸam öykünüz Nazım Hikmet’in ‘Memleketimden İnsan Manzaraları”nın bir kesiti gibi. Kendinizi bu manzaranın neresinde görüyorsunuz?
GeçmiÅŸini ve çocukluÄŸunu çok özleyen ve baÄŸlarından kopmasından aşırı rahatsız olan bir adam. Hayatımı ÅŸekillendiren, bana idol olan, tıpkı sizin dediÄŸiniz gibi “Memleketimden İnsan Manzaraları’’ndan çıkarcasına etrafımda olan insanlar var. Bunlardan biri amcam. Çok okuyan, aynı zamanda etrafını okutmak isteyen devrimci bir genç. ÖrneÄŸin halam 16 yaşında ve tütün tarlalarında, toprak aÄŸalarının baÄŸlarında, pamuÄŸunda amele olarak çalıştığı günlerde bir gün amcama “Ben okumak istiyorum” dediÄŸinde ve yaşı ortaokula uygun olmamasına raÄŸmen amcamın okul müdürünü tanıması ve ikna etmesiyle tekrar öÄŸrenime dönüyor. Ardından hemÅŸirelik okulunu bitiriyor ve tıp fakültesini kazanıyor. Ancak dedemin maddi olanakları buna imkan tanımıyor. Halen hemÅŸirelik hizmetini yürütüyor. Adını taşıdığım dedem aşırı yokluk ve fakirlik, babasızlık yaşıyor, yani tüm olumsuzluklar var adamın hayatında. Ama onun hayatı okuması, filozof yönü çoÄŸu insanda yok. Tam bir Atatürk aşığı. Tüm çocuklarının okumasına gücü yetmedi ama aydın olmaları için çok çalıştı. Torunlarının hepsini ebeveynlerinin okutmaları için uÄŸraÅŸtı. Bu etrafımdaki aydın bakışlar benim dünyaya bakışımı küçük bir çocukken bile çok deÄŸiÅŸtirdi. İşte bunların her biri beni bugünlere taşıyan insan manzaraları.
Öykülerinizde, ÅŸiirlerinizde zaman zaman Hasan İzzettin Dinamo, Necati Cumalı, Fakir Baykurt, YaÅŸar Kemal tadında yazımlar hissediliyor. Siz bu yazarlarımızdan hangisini kendinize daha yakın hissediyorsunuz ya da hangisinden etkileniyorsunuz.
Hepside çok deÄŸerli yazarlar. Hasan İzzettin Dinamo’nun “Kutsal İsyan”ını, Necati Cumalı’nın ÅŸiirlerini, YaÅŸar Kemal’in İnce Memed’ini, Ada’sını, Fakir Baykurt’un Yılanların Öcü’nü adeta yuttum. Türk Edebiyatı’nı çok sevdiÄŸim ve okuduÄŸum için mutlaka etkilenmiÅŸimdir.
KitaplaÅŸtırmak istediÄŸiniz baÅŸka hikâyeler de var mı?
Çok. Dedim ya o köyü içimden söküp atamadım ben. Mesela 10 Kasım günü Ulu önder için lokma dökülüp mevlit okundu o köyde. Gün boyu ruhum orada gezindi. Her zaman her istediÄŸimiz yerde olmaya müsaade etmiyor yaÅŸam kavgası. Bir gün orada olacağım ömrüm müsaade ederse. Kendi köyümde olmasa da deniz kenarında bir köyde hem de akÅŸamüstü gözlerimi hayata kapatmayı hayal ediyorum. Denize aşığım çünkü, köyüme aşık olduÄŸum kadar. ÇocukluÄŸumun hasatı tamamlanmış sarı buÄŸday anızlarını deniz olarak tanıdım ben. İçinde koÅŸturan, anız saplarının bacaklarını jilet gibi kestiÄŸi günleri anlatan kitabımın kurgusunu yapıyorum ÅŸimdi ikinci kitap olarak. Adı bile hazır: ÇocukluÄŸumun BittiÄŸi Yaz. 9 yaşımdan bugüne her yaz çalıştım. Sorumsuzca koÅŸup oynadığım en son yazı kaleme alıyorum ÅŸimdi. Hatırlayın, ilkokulda yaz tatillerini anlatan hikaye kitaplarını. AyÅŸe, Ali, Ahmet tatilde denizde ya da zengin çiftlik aÄŸası dayısının çiftliÄŸinde. Oysa benim çocuk gözlerimle gördüÄŸüm alabildiÄŸine sarı buÄŸday anızlarıyla yeÅŸil tütün tarlaları. Uykusuzluk ve yorgunluktan kirece kesmiÅŸ insan yüzleri. Medet umularak gecenin ikisinde üçünde uyandırılan çocuk bedenleri. Çünkü tütün yaprakları gece kırılır. Koca tütün denizi yaprakları bir an önce toplanmalıdır ki kuruyup düÅŸmesin. Çocuklarda o minik elleriyle ne kadar yaprak kırarsa kar. Ben yine de o tarlalarda, sofralarda birlikte olduÄŸum anları hiçbir ÅŸeye deÄŸiÅŸmem dostlarımla yediÄŸim akÅŸam yemeÄŸini deÄŸiÅŸmeyeceÄŸim kadar. Havacılıkla ilgili yazmamı bekleyenleri hayal kırıklığına uÄŸratıyorum belki. Bir gün o da olur ama alışılan tarzda deÄŸil. Mesela gece uçuÅŸunda yıldızlara bakarken ben traktör römorkunda göbeÄŸim yıldızlar görerek uyuduÄŸum günlere giderim. Hala güneÅŸin gece tuzla buz olup yıldızlara dönüÅŸtüÄŸüne inanırım aynı çocukluÄŸumdaki gibi.

Sizi farklı kılan deÄŸiÅŸik bir yönünüz var. Uçaktaki anonslarınız. Sizin uçuÅŸlarınızda yolcular sizden çok keyifli Atatürk hikayeleri dinliyor. Böyle deÄŸiÅŸik anonsları dinletmek nereden aklınıza geldi?
Sunay Akın’ın bir sözüyle cevap vereyim. Diyor ki: Büyük bir siyasetçi olabilirsiniz. medyada çok ünlü olabilirsiniz, toplumun gözdesi olabilirsiniz, ama bir anons gelir herÅŸey biter. Hatırlatır. Bu milletin bir sürü olmadığını, millet olduÄŸunu hatırlatır.
Bir uçuÅŸumuzda uçuÅŸ emniyetiyle ilgili olarak arıza sebebiyle geri dönmek zorunda kaldık. Sonucunun nereye gideceÄŸini kestiremediÄŸimiz kargo kapısı açık ikazı geldi, riske girmeyerek alana iniÅŸ yaptım. Bazı yolcular sinirlendi, uçaktan inmek istedi. Ben de onlara dedim ki;
“Bu kadar insanın içinde, bu kadar çocuk var. Bu çocuklardan biri bir gün Atatürk olabilir.” Ve ben her uçuÅŸumdan önce yolcular arasındaki çocuklardan bir Atatürk çıkacakmış gibi davranıyorum. “Nasıl sizin hayatınızı tehlikeye atabilirim” dedim. “Arıza giderildiÄŸinde emin olun bu düÅŸünceyle sizi uçuracağım.” Anonsların çıkışı böyle oldu. DokunduÄŸunuzda bazı ÅŸeyleri deÄŸiÅŸtirebilirsiniz.
TALPA Röportajına ek olarak, Halil Kaptanımızın Sanal Havacılara bir de özel mesajı var. O mesajı da aÅŸağıda sizlerle paylaşıyoruz.
GENÇLERE MESAJ:
Hayatınızın merkezine oturtacağınız tek ÅŸey var aslında, bir anda baÅŸlayan bir ömür süren tek hece; AÅžK. DoÄŸaya, ailenize, vatanınıza, denize, havaya, topraÄŸa en önemlisi hayatınızı kazanmak için ömrünüzün en uzun süresini ayırdığınız mesleÄŸinize duyacağınız aÅŸk. Mülakatlarda pilotlardan duyduÄŸum en kliÅŸe söz benim çocukluk aÅŸkımdı pilotluk. Hayır çoÄŸunuz yalancısınız öncelikle kendinize yalan söylüyorsunuz o sizde aÅŸk olsaydı onun dikenli yollarında ayaklarınızınız tabanında, vücudunuzda, ruhunuzda kanayan yaralarla karşımıza gelirdiniz. Ve biz o kanayan yaraları görür, o aÅŸka saygıdan ayaÄŸa kalkardık. Bugüne kadar ben o aÅŸkı çok az arkadaşın gözünde gördüm. Sanal havacılıktan gerçek havacılığa geçmek için tırmalayan genç yaÅŸlı ama ruhu taptaze insanların gözünde gördüm ilk. Bilgiye muhtaç olmadıkları halde aç olan, gözleri çakmak çakmak bizim gözlerimizin içine delici bakışlar atan. KeÅŸke Türk Hava kurumu sömürülmeseydi, daha çok ÅŸubesi olsaydı da imkanı olmayan sevdası olan çocukları teyyareci yapabilseydik. Ne yazık ki kapitalizmin çirkin yüzü burada da ortaya çıkıyor. Ama yine de ümidinizi yitirmeyin, yırtının para biriktirin, baÅŸka mesleklerde para kazanıp havacılık geleceÄŸinizi kurmak için her ÅŸeyi yapın. Sıfırın altında filmindeki gibi banka soyun diyemiyorum ne yazık ki. Ama bir gün baÅŸarır bizimle aynı gökyüzünün güneÅŸinde yaÄŸmurunda yıkanmak isterseniz, elimizden geleni yapacağıma söz veriyorum. AÅžKLA KALIN.
Flypgsva ailesi olarak Halil Kaptanımıza bazı sorular da biz yönelttik. Kaptanımızın yanıtlarını aÅŸağıda sizlerle paylaşıyoruz.
SevdiÄŸiniz yemek.
Ege’de büyüdüm ben. Özellikle bugünlerde gözümde tüten ebe gümeci, turp otu, ısırgan. Yazları közde patlıcan, kızartma, börülce, oÄŸlak güveci. Közde patlıcan için adam öldürürüm. Ama öyle ekÅŸili salata tarzında deÄŸil. Acı biber sarmısak birlikte dövülüp zeytinyağı karıştırılacak. Yanında dilimlenmiÅŸ köy domatesi yeter. Bir de anamın yaptığı sizin kuzu kaburga dolma diye bildiÄŸiniz egede yörükler arasında sura diye geçen yemek var. BildiÄŸin köylerdeki toprak fırınlarda piÅŸeninden. O kil kokusu sinmemiÅŸse bir ÅŸeye de benzemez cinsinden.
En son seyrettiÄŸiniz film.
Aile arasında. Bir çok toplumsal sorun, yaÅŸam biçimleri traji komik olarak çok baÅŸarıyla iÅŸlenmiÅŸ. Her ÅŸeyi miÅŸ gibi yaÅŸayan bir toplumla karşı karşıyayız maalesef. Ahlaklıymış, çok namusluymuÅŸ, çok delikanlıymış gibi davranan insanların ipliÄŸini çok güzel çıkarıyor pazara. Bir de yazarın kendisiyle dalga geçmesi gibi gönülleri fetheden Gülse Birsel. Ben en çok Hint, Latin Amerika ve güney Avrupa filmlerini tercih ediyorum. Hollywood gibi milyon dolarları harcayıp giÅŸe kaygısıyla ÅŸiÅŸirilmiÅŸ duygudan uzak filmler deÄŸiller bana göre. Barfi, Bilyoner, Black, 3 idiot çok baÅŸarılı Hint filmleri. Javier Bardem filmlerinin hepsini tavsiye ederim. İtalyan sinemasının Cinema Paradiso’su, Postacı’sı izlenmemiÅŸse bir insan çok ÅŸey kaçırmıştır. Bike diaries, Bir tutam cennet, su, köpekler ve aÅŸklar paramparça Latin sinemasından örnekler. Bu yüzden Türk sinemasının da, yabancı sinemalarının da reklamı yapılamamışlarını arar gözlerim. Karpuz kabuÄŸundan gemiler yapmak filmine bakın derdimi anlarsınız.
Enson okuduÄŸunuz kitap.
Kenidisi pilot olan devre arkadaşımın eÅŸi, Serra Öncel Menekay. İğne oyası adlı romanını okudum. Elimde ÅŸu an Hasan Ali ToptaÅŸ’ın kuÅŸlar yasına gider kitabı var. Hamdi Koç’un kitaplarını bitirdim ondan önce. Özür. Pegasus Kabinden yazar arkadaşım AyÅŸe Gizem Öksüz’ün Sus be Kadın’ı da çıktı aradan. Ömrümce kitap okudum, bundan daha güzel bir ÅŸeyin daha var olduÄŸunu kanıtlasınlar, bu kötü alışkanlığımı hemen bırakacağım. Çünkü okudukça ne kadar cahil olduÄŸunu anlıyor, farkındalığı arttıkça acı çekiyor insan.
Hangi müzik.
Müzik de insanın evreleriyle deÄŸiÅŸiyor aslında. ÇocukluÄŸum tarlalarda radyo dinlemekle geçtiÄŸi, ve tek radyo kanalı olduÄŸu için türküler kazındı ruhuma. Türk sanat müziÄŸinin bir çok dalına ısınamadım yine de. AÄŸdalı müziÄŸi sevmiyorum ruhumun çocuk yanına hitap etmediÄŸi için. Acıdan bile bahsetse coÅŸkun ve zengin olmalı müzik. Bu yüzden arabeskin bazı ÅŸarkıları yer bulmuÅŸtur yüreÄŸimde. Lise yıllarında rock müzikle tanıştım onu da çok sevdim. Hala scorpions’un ‘’Still loving you’’su anılara götürür beni. YaÅŸlandık artık. Türküler tekrar gelip oturdu eski yerine. Ne demiÅŸ ÅŸair;
Gecenin karanlığında gelse şiir hası,
Ayak seslerinden tanırım,
Ne zaman bir köy türküsü duysam
Şairliğimden utanırım.
Hangi takım.
Milli takım dahil takım tutmuyorum desem. Galiba bu bende kalıtsal, babamdan miras. Amcam BeÅŸiktaÅŸlı yapamadı, amca oÄŸlumun hatırına ilkokulda Cimbom dedim, yatılı okulda çok sevdiÄŸim arkadaÅŸlarla Trabzonlu oldum, Kuleli’de de fenerli. Ne zaman Atatürk’ün takımına siyaset bulaÅŸtı doksanlarda bir defolun gidin dedim olayı orada bitirdim. Bu arada Mehter takımı bir futbol takımı mı? En iyisi ben onu tutayım.
Gerisi gelecek kardeÅŸim ÅŸimdilik bu kadar ...
Halil AÇIKGÖZ

on April 8, 2018, 7:42 pm
kaptanım çok güzel bir röportaj elinize emeÄŸinize saÄŸlık mersinli mustafa saygılar kaptanım
Reply to this comment